Yasak Sehirler Haritası (atlası)
Narcicekleri tasır Dicle’ye Fırat
Mem u Zin’in gözlerinde tutusurken ask
Ask ki künyesidir yüregine kazılan yigidin
Okunur söylencelerde, dengbejlerin diliyle.
Icinde günes tasıyan cocuktur VAN gölü
Sereserpe uzanan tamara’nın düslerine
Bir isyan cıglıgında…
Ve ninnidir geliye Zilan annelerin dilinde
Kac cocuk yetim büyüdü
Kac uyku bölündü kan ter icinde.
Bası bulutlara degen bir ihtiyardır AGRI dagı
Belleginde nice efsaneler tasıyan
Ve unutulmus bir cıglıktır AGRI
Dünden kalan
Bastırılmıs bir acı
Uzun bir masaldır unutulan…
Iki tepeye yapıstırılmıs, oyuncaktan evlerdir BITLIS
Ortasında upuzun bir yol gecen.
yolcuları tarihte unutulan…
Sınır boyuna dizilir köyler SURUC’TA
Eyvanda düsler demlenirken yaz geceleri.
Karsıda kardes köyler
Ana, bacı, hala, dayı, amca
Iki yabancı gibi bakarlar birbirlerine.
Ölümdür ekilen ortalarına
Kus degil, kol bacak ucar havada…
Yaralı ve cıplaktır TENDÜREK
Üsür esmer cocukları, bin yıldan bu yana…
Yatagını arayan bir ırmaktır DERSIM
Yaralı aslanın kirpiklerine asılı…
Ve Seyit Riza bir tohumdu serpilen topraga…
Bin tane göl kanar BINGÖL DE
Tek tek teninde esmer topragın
Ve BINGÖL suskun simdi
Kendine küsmüs bir cocuk…
Sessiz bir öfkedir ARDAHAN, usul usul büyüyen kınında
Uzak ve kimsesiz HAKKARI
Kacaktır düsleri
Ikiye ayrılan kalbi, asılıdır tel örgülere…
GEVAS, cocuklugum kanıyor orda, sus…
Cocukların tastan yaptıgı, eski zaman avlusudur
Diyarbekir Surları, dört kapılı…
Hüzün kanar geceleri MARDIN kapı
Urfa Kapı da, rüzgarın yelesinde at kosturur iyi süvariler.
Dag rüzgarları girer, Dag Kap ı’dan iceri sehre.
Ve Yeni Kapı GÜNESE acılır
GÜNES Yeni Kapı’ya…
Böyle baslar YASAK SEHIRLER HARITASI (ATLASI’NIN) öyküsü
Devam eder sonra…
“denizin mavi yalancılıgı” MUS ovası…
Acı SIRNAK…
Yoksulluk KURTALAN
Yaralı SEMDINLI…
ERZINCAN semah döner…
SIVAS kırık saz…
Ve sürer hatın üstünde
KERKÜK kimliksiz…
AFRIN aslanlar dogurur…
Ölüm uykusunda bir cocuk HALEPCE…
QAMISLO öfkeli…
CIZIR isyanci…
Ve ipe cekilir MAHABAT, Kadi Muhammed’in bedeninde…
Ülkem’e
Nasırlı ellerinde bugday kokusu
Rızkına ayak basılmıs
dostuna gibidir düsmana gözü
lokması agzında
bin yıldır aynı sabah telası
avlusu cok desen bir kilim
lastigi kurumus camur
melek bahcesi yüregi
rengarenk fistanı
beyaz tülbentidir yas’ı
özleten, aglatan sevdasını
kin’siz öfkemle
kan revan edip ortada bıraksalar
bagırsam
haykırsam
sonsuz bir ölüm icin
alınyazım olsa da kara
söylensem yine de
cıglık atsam
ülkem
hangi dünya alabilir seni benden
ben seni dünyalara verirmiyim?
Gülerken papatya masumiyeti
bakısları hırcın, cesur bir tay sanki
taslı dereleri
ana yürekli kızları
kınalı sac tutamları
cennet kokan
agıt yakan
yadıgârı bir kol bilezik
böylesine asi, böylesi ak
havva bereketini
alabilirmisin benden dünya`?
Ülkem ben seni dünyalara verirmiyim
dünyalar alabilirmi benden`?
Kadrini bilmek
günahsız, mert oldugunca
zamanın öldüremedigi Diyarını
örtüsü bembeyaz dagların
yün cırpar bebegi kundakta
tesbihi asaletinin esiri
uzun boylu , kasları catal
sevmedigini terketmez can diye…
böyleli güzel, böylesi cocuk
buncası zulmün sebebi
agrıyan yanlarımın dostu
alabilirmi dünya benden seni
ben seni dünyalara verirmiyim?
Ülkem kefenimiz, kundagımız
yigit sözleri hatrıma düsüren
sükrümün sebebi
anılarımın tanrıcası
ilahi tebessümü
ölürüm de vermem seni…
KIRIK MOZAİK
Kör bir kuyuda yitirdim suretimi belki bir yezidiyim
Bir ceylanın gözlerine akşam çökünce
Sanki yağlı kementler dolanıyor boynumda
Düşlerimde kanlı çocuk kundakları
Delik deşik ağtlar bin yıllık çıban
Eski bir yalan oluyor babil söylenceleri
Toprağa ateşe su ve rüzgâra
Kan damlıyor avestanın sayfalarından
Her coğrafyaya bir renk işledim belki bir çingeneyim
Kırlarda unuttum desem de düşlerimi
Sönmedi o ateş hep yandı bedenimde
Kondular beni kendine benzetemedi
Her toprakta ölülerim var
Atlaslar parçalar yüreğimi bu yüzden
Ateşten bir ordudur bütün sınırlar
Ertelenmiş bir acıyım belki bir ermeniyim
Ziyaretçisi olmayan bir mezartaşı gibi
Hep tenha oldum nasibimi bilirim
Bütün replikler yanlış şifrelenmiştir
Yüzümün çizgilerinde durur rivayet
Her gün yeniden çarmuha gerilirim
Bir sığınmayım sanki bu dünyada belki bir süryaniyim
Eski bir çeşme gibi artık su akıtmayan
Silmeye çalışmayın anıların izini
İçinde yarım kalmış günlüklerimle
Gümüş işlemeli bir sandık gibi kalayım öyle
Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle
Ben yine her gece kulağına fısıldarım taşların
Yüzümü serin sularında yıkarım
Dicle kirvem olur milattan beri
A. Hicri İZGÖREN
ACI BİR ŞARKI
-Şair Özlem Sezer için-
Bir yaprağım eski,
Bu parkta,senin elden ele dolaştırdığın.
Ölü kuşlar mevsimi:Güz!
dallarda kırık aşkları gönlümün.
Bir bankın içine birikmiş duruyor
kokusu bir karanfilin
Kokluyorum,
sen kokuyorsun.
İğne ucu ayrılıklar dışında…Bilmiyorum,
Eskiden olduğu gibi pek konuşmuyoruz
karşılaştığımızda,
İki ayrı yöne giden iki ayrı kuğu gibi.
Bir gölgesi var ama ağırlığı yok anıların
yüreğimde.
Biliyorsun.
Dün bu parkın rüzgar almayan bir yerinde durdum,
Kuğular kaskatı ağır ve bomboştular.
Bir alev gibi yaladılar sanki yüzümü,kasıklarımı,
Ucu kanlı hançerleriyle sırıtan kuğular,
İçimde yalnızca acı bir şarkı bıraktılar,
senin için yazılmış bir şarkı…
Etiketler: sairler, siir sayfalari, siirler