Bir anda uykudan kalktım
çok ilginç bir ışık gördümama odanın ışığı kapalıydı
bir baktım saat 3:30 gece facir vaktipeki gördüğüm bu kadar ışık nerden—–
birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı duvarın içinde
hemen elimi çıkardım korku içinde oturup elime bakıyordum
tekrar elimi duvara dogru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu!!!!!!!!
–
bir gülümseme sesi duydum
Yüzümü kardeşime dogru çevirdim yatıyordu
korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittim
ama cevap vermedi
annemin odasına doğru gittim
babamı uyandırmaya çalıştım
birilerinin bana cevap vermesini istiyorum ama kimse cevap vermiyordu
annemi uyandırmak üzereyken baktım ki annem uykudan uyandı
uykudan uyandı ama benimle konuşmuyordu
—
bismillahirrahmanirrahim diyordu ve tekrarlıyordu
babamı uyandırdı kalk kalk bir bakalım çocuklara dedi annem
şimdi zamanı mı bırak uyuyayım yarın ola hayır ola dedi babam
ama annemin ısrarı üzerine babam kalkıverdi şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler
—
başladım bağırmağa anne baba ama hiç birisi cevap vermiyordu!!!
annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu!!!
başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadar
odamıza girdi ve ışıkları açıverdi
ama benim için fark etmiyordu çünkü benim için her taraf ışıktıtam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım— kendi vücudumu gördüm!!!
evet kendi vücudumu
oturup kendi kendimi seyrediyordum iki taneydim
kendi kendime soruyordum kimdir bu acaba? Nasılda bana benziyor!!!
başladım kendi kendimi uyandırmaya bu kabustan kurtulayım diye
ama uyanamadım
—
babam dedi ki bak yatıyorlar işte hadi yerimize gidelim
ama annem sakin olamadı ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerek
beni uyandırmaya başladı kalk muhammed kalk bana cevap ver
ama cevap veremiyordu!!!
bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyor
o babam ki şimdiye kadar onun göz yaşlarını görememiştim
bağırışmalar başladı oracık yerden .. kardeşim uyandı ve sordu ne oldu?
annem ona bağırarak abin muhammed ölmüş çok acıklı bir şekilde ağlıyordu—bağırmalar fazlalaştı
anneme giderek anne ağlama ben burdayım bak bana!!
ama kimse bana cevap vermiyordu neden?
oturup bağırmaya başladım burdayım bakın işteama kimse cevap vermiyordu
başladım bağırmaya ya rabbi ya rabbi ne olur beni bu rüyadan ve olduğum durumdan kurtar
—
uzaktan bir ses duydum ve geldikçede yükseliyordu
bu ses allah’u taalenin bir ayeti idi((andolsun sen bundan gaflette idin derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))
birden iki kişi beni tuttular ama insan değillerdi
çok korktum !!
başladım bağırmaya bırakın beni siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
kabire kadar senin gardiyanlarınız dediler—-
ben ölmedim daha yaşıyorum dedim
neden beni kabire götürüyorsunuz? bırakın beni!! Ben hissediyorum konuşuyorum ve görüyorum ben ölmedimbana gülümseyerek cevap verdiler
dediler ki ey insanlar sizler çok ilginç yaratıksınız sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur ama bilmiyorsunuz ki asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz.
beni kabire doğru çekiyorlardı hala
yoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da aynı o iki yaratıktan var kimi ağlayor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyorduonlara sordum neden böyle yapıyorlar?
dediler ki bu insanlar şaşkınlık içerisindeler nereye gittiklerini biliyorlar kimisi dalalettedir.. korku içinde sözlerini keserek sordum:
ateşe gidiyorlar mı yani?evet dediler ‘
konuşmalarına devam ederek o gülenler ise cennete gidiyorlar
hemen sordum onlara peki ben nereye gidecem??
dediler ki sen bazen iyi gidiyordun bazende kötü
bazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildi
ve hep öyle yitik kalacaksın
sözlerini korku içerisinde keserek sordum:
yani ben ateşemi gidiyorum yoksa?
Onlarda Allahın rahmeti geniştir ve yolculukta uzundur dediler—
yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım ailem babam amcam kardeşlerim ve akrabalarım hepsi
Bir sandık içinde beni taşıyorlardı
Onlara koşarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfen
Ama kimse bana cevap vermiyordukimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydü
Kardeşime giderek dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasın
Beni duymasını çok isterdim
O iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılar
baktım ki babam toprak atıyor üzerime
Kardeşlerim topak atıyor
Ordaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu—-
dedim ki ahh keşke onların yerinde olsaydım Allaha tevbe etseydim
dün sabah namazımı kılsaydım
Keşke her gün rabbime dua etseydim
Keşke her gün tevbemi yenileseydim
Keşke kötülüklerden uzak dursaydım
Başladım bağırmaya ey insanlar dikkatli olun dünya hayatı sizleri kandırmasınen azından birisinin beni duymasını çok isterdim
süphanallah ve bihamdihi.. süphanallahuallah
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken İslam ı yeni öğrenmiş bedevi bir zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı.
Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve.
- Dön namazını tekrar kıl buyurdu.
O zat dönerek önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.)
- Dön tekrar kıl; çünkü sen namaz kılmış olmadın! buyurdu.
Bu hal üç defa tekerrür edince o zat:
- Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah a yemin olsun ki ancak bu kadar biliyorum doğrusunu bana öğretirmisin? dedi.
Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.):
- Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al kıbleye dön iftitah tekbirini al kolayına geldiği kadar Kur an oku sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal sonra secdeye varıpmutmain oluncaya kadar dur başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun buyurdu.
Duyulmamış evlenme olayı…
Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:
– Ya Resûlallah yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?
– Asla!
– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar kimse bana niçin kızını vermiyor?
– Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var kerimeni bana nikahlamanı emretti” de.
Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.
Baba kızgın hemen reddeder. Ancak teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:
– Babacığım vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.
Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:
– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.
Efendimizin gence emri:
– Git evini hazırla aile oturacak şekilde döşe.
– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..
– Öyle ise Ali’ye Osman’a Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.
Uçarcasına gider. Onların her biri emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta…
Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet evet yanlış anlamamıştır doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:
– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!
Derhal atınıza binin cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!
Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç sonra bir zırh daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır…
Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar bekleyen orduya toz duman içinde karışır.
– Bu genç herhalde Bahreyn’den gelen biridir derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:
– Sen Saad mısın? buyurur.
– Evet deyince de dua eder:
– Ceddine saadetler!..
Kumlu çöllerden geçilir tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar… Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir düşman kaçmış müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken bir ses:
– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!
Efendimiz onun cesedi başına gelir mahzun şekilde bakar:
– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!
Bir hayret nidası daha:
– Allahü Ekber!
Sonra döner oradakilere hitap eder:
– Kılıcını mızrağını ve atını alın kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:
– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!
Ve hayret nidaları birbirini takip eder:
– Allahü Ekber! Allahü Ekber!..
Ezanla Namaz Arasi Ömür
Bir dede ile torununun konuşmalarına kulak veriyoruz:Torunu pamuk gibi bembeyaz sakallı nur yüzlü dedesine merakla soruyor: “Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?” Dede tatlı bir gülücükle: “Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum.” deyince torun: “Nasıl yani ömür bu kadar kısa mı?” der. Dede: “Evet yavrum. ömür namazsız ezanla ezansız namaz arası kadardır.” diye cevap verir. Torun yeniden sorar: “Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?” Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa: “Bak yavrum geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan “Namazsız ezan”dı. insan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da “Ezansız namaz”dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına.
“Bak ey insan! Doğdun ama öleceksin ömür çabuk biter hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!” ikazını yapıyordu o ezan. işte yavrum öMüR EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa geçirme. ömrünü dolu dolu yaşa bir nefes bile boşluk bırakma!” derken gözlerinden yaşlar süzülüyordu
Etiketler: Dini Hikayeler, dini sohbetler, islami hikayeler