Etiketler: hayaloglu siirleri, siirler, yusuf hayaloglu
Etiketler: hayaloglu siirleri, siirler, yusuf hayaloglu
[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Yasak Sehirler Haritası (atlası)
Narcicekleri tasır Dicle’ye Fırat
Mem u Zin’in gözlerinde tutusurken ask
Ask ki künyesidir yüregine kazılan yigidin
Okunur söylencelerde, dengbejlerin diliyle.
Icinde günes tasıyan cocuktur VAN gölü
Sereserpe uzanan tamara’nın düslerine
Bir isyan cıglıgında…
Ve ninnidir geliye Zilan annelerin dilinde
Kac cocuk yetim büyüdü
Kac uyku bölündü kan ter icinde.
Bası bulutlara degen bir ihtiyardır AGRI dagı
Belleginde nice efsaneler tasıyan
Ve unutulmus bir cıglıktır AGRI
Dünden kalan
Bastırılmıs bir acı
Uzun bir masaldır unutulan…
Iki tepeye yapıstırılmıs, oyuncaktan evlerdir BITLIS
Ortasında upuzun bir yol gecen.
yolcuları tarihte unutulan…
Sınır boyuna dizilir köyler SURUC’TA
Eyvanda düsler demlenirken yaz geceleri.
Karsıda kardes köyler
Ana, bacı, hala, dayı, amca
Iki yabancı gibi bakarlar birbirlerine.
Ölümdür ekilen ortalarına
Kus degil, kol bacak ucar havada…
Yaralı ve cıplaktır TENDÜREK
Üsür esmer cocukları, bin yıldan bu yana…
Yatagını arayan bir ırmaktır DERSIM
Yaralı aslanın kirpiklerine asılı…
Ve Seyit Riza bir tohumdu serpilen topraga…
Bin tane göl kanar BINGÖL DE
Tek tek teninde esmer topragın
Ve BINGÖL suskun simdi
Kendine küsmüs bir cocuk…
Sessiz bir öfkedir ARDAHAN, usul usul büyüyen kınında
Uzak ve kimsesiz HAKKARI
Kacaktır düsleri
Ikiye ayrılan kalbi, asılıdır tel örgülere…
GEVAS, cocuklugum kanıyor orda, sus…
Cocukların tastan yaptıgı, eski zaman avlusudur
Diyarbekir Surları, dört kapılı…
Hüzün kanar geceleri MARDIN kapı
Urfa Kapı da, rüzgarın yelesinde at kosturur iyi süvariler.
Dag rüzgarları girer, Dag Kap ı’dan iceri sehre.
Ve Yeni Kapı GÜNESE acılır
GÜNES Yeni Kapı’ya…
Böyle baslar YASAK SEHIRLER HARITASI (ATLASI’NIN) öyküsü
Devam eder sonra…
“denizin mavi yalancılıgı” MUS ovası…
Acı SIRNAK…
Yoksulluk KURTALAN
Yaralı SEMDINLI…
ERZINCAN semah döner…
SIVAS kırık saz…
Ve sürer hatın üstünde
KERKÜK kimliksiz…
AFRIN aslanlar dogurur…
Ölüm uykusunda bir cocuk HALEPCE…
QAMISLO öfkeli…
CIZIR isyanci…
Ve ipe cekilir MAHABAT, Kadi Muhammed’in bedeninde…
Ülkem’e
Nasırlı ellerinde bugday kokusu
Rızkına ayak basılmıs
dostuna gibidir düsmana gözü
lokması agzında
bin yıldır aynı sabah telası
avlusu cok desen bir kilim
lastigi kurumus camur
melek bahcesi yüregi
rengarenk fistanı
beyaz tülbentidir yas’ı
özleten, aglatan sevdasını
kin’siz öfkemle
kan revan edip ortada bıraksalar
bagırsam
haykırsam
sonsuz bir ölüm icin
alınyazım olsa da kara
söylensem yine de
cıglık atsam
ülkem
hangi dünya alabilir seni benden
ben seni dünyalara verirmiyim?
Gülerken papatya masumiyeti
bakısları hırcın, cesur bir tay sanki
taslı dereleri
ana yürekli kızları
kınalı sac tutamları
cennet kokan
agıt yakan
yadıgârı bir kol bilezik
böylesine asi, böylesi ak
havva bereketini
alabilirmisin benden dünya`?
Ülkem ben seni dünyalara verirmiyim
dünyalar alabilirmi benden`?
Kadrini bilmek
günahsız, mert oldugunca
zamanın öldüremedigi Diyarını
örtüsü bembeyaz dagların
yün cırpar bebegi kundakta
tesbihi asaletinin esiri
uzun boylu , kasları catal
sevmedigini terketmez can diye…
böyleli güzel, böylesi cocuk
buncası zulmün sebebi
agrıyan yanlarımın dostu
alabilirmi dünya benden seni
ben seni dünyalara verirmiyim?
Ülkem kefenimiz, kundagımız
yigit sözleri hatrıma düsüren
sükrümün sebebi
anılarımın tanrıcası
ilahi tebessümü
ölürüm de vermem seni…
KIRIK MOZAİK
Kör bir kuyuda yitirdim suretimi belki bir yezidiyim
Bir ceylanın gözlerine akşam çökünce
Sanki yağlı kementler dolanıyor boynumda
Düşlerimde kanlı çocuk kundakları
Delik deşik ağtlar bin yıllık çıban
Eski bir yalan oluyor babil söylenceleri
Toprağa ateşe su ve rüzgâra
Kan damlıyor avestanın sayfalarından
Her coğrafyaya bir renk işledim belki bir çingeneyim
Kırlarda unuttum desem de düşlerimi
Sönmedi o ateş hep yandı bedenimde
Kondular beni kendine benzetemedi
Her toprakta ölülerim var
Atlaslar parçalar yüreğimi bu yüzden
Ateşten bir ordudur bütün sınırlar
Ertelenmiş bir acıyım belki bir ermeniyim
Ziyaretçisi olmayan bir mezartaşı gibi
Hep tenha oldum nasibimi bilirim
Bütün replikler yanlış şifrelenmiştir
Yüzümün çizgilerinde durur rivayet
Her gün yeniden çarmuha gerilirim
Bir sığınmayım sanki bu dünyada belki bir süryaniyim
Eski bir çeşme gibi artık su akıtmayan
Silmeye çalışmayın anıların izini
İçinde yarım kalmış günlüklerimle
Gümüş işlemeli bir sandık gibi kalayım öyle
Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle
Ben yine her gece kulağına fısıldarım taşların
Yüzümü serin sularında yıkarım
Dicle kirvem olur milattan beri
A. Hicri İZGÖREN
ACI BİR ŞARKI
-Şair Özlem Sezer için-
Bir yaprağım eski,
Bu parkta,senin elden ele dolaştırdığın.
Ölü kuşlar mevsimi:Güz!
dallarda kırık aşkları gönlümün.
Bir bankın içine birikmiş duruyor
kokusu bir karanfilin
Kokluyorum,
sen kokuyorsun.
İğne ucu ayrılıklar dışında…Bilmiyorum,
Eskiden olduğu gibi pek konuşmuyoruz
karşılaştığımızda,
İki ayrı yöne giden iki ayrı kuğu gibi.
Bir gölgesi var ama ağırlığı yok anıların
yüreğimde.
Biliyorsun.
Dün bu parkın rüzgar almayan bir yerinde durdum,
Kuğular kaskatı ağır ve bomboştular.
Bir alev gibi yaladılar sanki yüzümü,kasıklarımı,
Ucu kanlı hançerleriyle sırıtan kuğular,
İçimde yalnızca acı bir şarkı bıraktılar,
senin için yazılmış bir şarkı…
Etiketler: sairler, siir sayfalari, siirler
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Yemin ettiler yarınlarına
Su sesinde dinleyecekler türkülerini
Gözleri hep yıldızları görecek
Ve toprakta olacak sırtları
Yemin ettiler ve gittiler
Arkalarında ay gözlü çocuklar bırakarak
Yol boylarında silah çattılar
Ağaçların dallarına çentik attılar
Her biri bin ölüm olan O’nsuz günlere
Yemin ettiler ve cana kıydılar
Bin yıllık kıyımlara kurban
Bir kavmin suyundandılar
Kıyıcılara kıydılar en çok
Elleri toprak
Gözleri yıldız
Sesleri su çocuktular
Ölümlere gittiler
En çok yaşam ektiler
Yemin ettiler ateşe ve güneşe
Sonra gittiler
Işıkları cılız evlerin duvarlarına yansıdı gölgeleri
Arsız köpek sesleri çarptı kulaklarına
Sonra selam aldılar
Yeni gördükleri tanıdıklardan
Ve köpeklere aldırmadan
Sevgiyle karşılayıp dost selamını
Devam ettiler yollarına
Yemin ettiler
Menzili yürekleri kadar uzak adımlarla yürüdüler
Ve o bilindik diyarın kuytusunda mevzilendiler
O tanıdık gözler utanç taşımayan ışıktılar
Yiğitlik utangaç bir günahsızlık diye taşınacaktı
Her şey zamansız bir dans ile başlayacaktı
Ve gözleri ay çocuklar
Akan derelerin parıltısında
Dansa duracaktı
Yemin ettiler
Tüm analar
Saçlarının karasından
Dans eden çocuklar doğuracaktı
Yemin ettiler
Ve gittiler
Ay gözlü çocukların hasretinde
Molası kısa uzun yürüdüler
Hasretinden kanat taktılar
Göğüslerini yumruklayan çocukların
Yemin ettiler
Sonra ağlamayı haram ettiler
Ateş dansı kızlarının sözlerinde
Ve akan derelerde gözlerini bıraktılar
Ay vakti zamanlara
Dengbej nameleriyle hayal kurdular
Derelerin asoyi yakamozlar taşıdığı vakitlerde
Vurulmuş bir güvercin gibi kıyıya vurdular
Sonra orada öylece durdular
Işık istediler aydan
Verdi
Ses istediler sudan
Verdi
Ve ‘dans’ deyip beklediler
Bin yıl geçti ömür zamandan
Onlar gitmediler
Toprakta taş
Suda ses
Gökte yıldız oldular
Yemin ettiler
Suları onlara çarpar tüm derelerin
Onlarda parlar tüm ışıklar
Ve tüm gözler onlardan haber sorar
Onlarsa yemin ettiler
Bir ay vakti
Bir derede
Bir ‘dans’ izlemeden gitmeyecekler
Yemin ettiler
Suya
Toprağa
Ve yıldızlara
Yeminleri yemin
Selam saldılar dostlara
Yıldız kadar yakın
Su gibi aziz
Toprak kadar temiz…
Etiketler: ask siirleri, ozlem siirleri, siirler
Sanal dünya ve internet aslında insanın bireysel olarak gelişimini sağlayan ve kendisini gerek sosyal gerek siyasal ilerlemesini gerçekleştiren apayrı bir dünya kapısının girişidir. Yaşadığı dünya yi algılaması ve de tanımlayıp değişim-dönüşüm ivmesinin rolünü oynayabilir. Aslında olması gereken bu iken yaşamlarımıza baktığımızda ise içler acısı bir realite ile karşılaşırız.
Ki kapitalist sistemin akışına kendisini bırakan bireyler bu gelişim tekniğini kendisi ve toplumunun yararına kullanmayı bir türlü başaramamaktadır. Görülen o dur ki insanlar bu pencereyi günü birlik kendi ruhsal yapılanmalarını tatmin aracı olarak kullandığı görülebilinmektedir. Böylelikle kapital sistemin tam istediği insan tipi oluşmuştur artık burada, beyinsel çöküşün aynı zamanda da kendisine doğal olaraktan toplumsallıktan uzaklaşan insanı yönetmek için her şeyini seferber etmekten hiçbir zaman kuşku duymamaktadır. Günümüzün medyasından iletişimine kadar yaşanan her durum bunun göstergesi olmaktadır. Evet, gösterge saatleri de açık açık önümüzde durmakta ve bunun ispatıdır. Milyarlarca paralar akuma, öğrenme, bilim, doğa ve açlık-sefalet için kullanılacağına neden beyinleri işlevsiz kılan yozlaşma araçları olan kanallara ve de medya patronlarına aktarılmaktadır.
Ki görsel ve yazılı basın, futbol, fuhuş, uyuşturucu vs ile genç beyinleri yozlaştırarak düşünceden sorgulamadan uzak tutarak uyuşukluğu yaratan düzenin çarkına su sağlamak için beyinleri elit bir egemen patron –ağa bilmem ne ye kurban ediyorlar. Ki bunun için ne sermayeler dönüyor ve haddi hesabı bilinmemek, len beraber hesap soranda çıkmaz!
Sistem çarkının her dişlisi de buna uygun olaraktan hareket etmektedir. En genel ibare ile insanlar insanca olan her şeyi unutmaya ve terk edilmeye bırakılmıştır. Ve bu anlamda insanlık kadirine mahkûm bırakılmıştır. Ve tüm bunların dışındaki bireylerde mevcut durumu değiştirip-dönüştürme noktasında verimsiz kalabilmektedir. Özcesi yaşam gerçekliğimize baktığımızda örgütsüz kalmak bu sistem çarklarının dişlileri arasında ezilmek demektir. Evet, sanal dünya bu anlamda kullanıldığında insanca yaşamın değer ölçülerinin önünde bir tehlikeye ulaşabilmektedir.
Bu sanal bilgilenme kaynağı insanın kendisini yeniden yaratmasının ve kendisini değiştirip dönüştürebilmenin bir aracı haline de gelebilir. Ki insan yaratıcılığını miliyonlarca paylaşılmasının bir aracısı olabilir. Evet, kuşkusuz bu bir hayal değildir. Ve bu yaşamın bir gerçeği de olabilir.
Fakat gel gelelim görünen tabloya baktığımızda tam bir iç karartıcı ve umutsuzlaştırıcı bir durumla karşılaşmakta gecikmeyiz. Kısacası yüzlerce emek ürünü sitelerden çeşitli faydalanmalardan bulunmak yerine, insanlar sürekli rutin ve hep aynı ezgiyi bozuk plaktan dinlercesine vakit öldürmekte, bir ceviz kabuğunu doldurmayacak konularda saatlerini sohbet ve Chat odalarında geçirmekte olduğu gibi bunu çok önemli saymaktadır. Ki yaşamlarında da buna endeksli yaşayıp davranmaktadırlar.
Şimdi böylesi bir durumda düşündürücü-geliştirici emek ürünleri olan yazı, makale, resim, aktarım v.b bir takım faydalı ve bunlar hakkında düşünce üretmek yerine günü birlik sohbetleri ve de chatleşmeyi kendilerine yakıştırıyorlar. Tabi bunları belirtirken bunlar tamamen gereksiz, yaramaz bir şey değildir. Burada anlaşılması gereken husus, insan duyarlılıklarını bencil, olumsuzluklara teslim olmuş dünyalarını yönlendirmeyi bile becerememekteler. Olay ve olgulara yaklaşımı da bu denli düşünüldüğünde durumun toplumsallık açısında da önemi anlaşılmaktadır. Hâlbuki insan toplumsal bir varlıktır. Yani kendisini toplumla birleştirdiği oranda insancıllaşmaktadır. İnsan toplumsallığıyla anlam kazanmaktadır. Kendisinin var oluş koşuludur bu aynı zamanda da.
İnsanın kendi ortamındaki olay ve olgulara karşı duyarsız kalması ne anlama gelmektedir? Elbette insanlığından feragat etmesi demektir. Yaşadığı dünyayı kavrayıp algılama ve anlama çabasının içinde olmasa, günlük kendisini tatmin etmesi peşinde koşması ve kendisini kandırmasının ne anlamı olabilir. Evet, yaşamda onlarca olumsuzlukların olması bunları değiştirme çabası içerisine girememesi anlaşılabilinir bir olay değildir. İnsan kendi geleceği için, kendi geleceğine sahip çıkmak için bunları değiştirebilen canlı bir varlık ise bu kadar kaygısız ve duyarsız-ilgisiz davranışları nasıl adlandırmak gerek. Buna ne isim takmak doğru olur.
Şimdi duyarsızlık, ilgisizlik ve kaygısızlığın tek nedeni birey değildir. Toplumsal yabancılaşmanın da rolünü görmek mümkündür. Nihayetinde birey ve toplumun emeğine, insansal özelliklerine yabancılaşmaktır bu. Ki bir sistemin olumsuz sonuçlarıdır, fakat bireyler veya bu durumu yaşayan insanlar bu sistemin olumsuz sonuçlarını aşmak için ne kadar çaba sahibi olmuşlardır. Bu anlamda ciddi bir yoğunlaşmanın içine girmemize ihtiyaç olduğu görülmektedir. Her şeyi sisteme yükleyip, işin içinde sıyırmak insan genine yakışmayan bir yaklaşımdır. Çuvaldızı kendine, iğneyi de karşındakine batırman gerek. Ki iradeli erdemli insana yaraşan yaklaşım budur.
Aksi durumu ise içler acısıdır. Kalkıp sana sunulan yüzlerce gelişim fırsatını kötüye kullanacaksın ve bunlardan yararlanmayı bilmemek içler acısıdır. Yaşamın kendisini ilgilendiren konulara ilgisiz kalmak bir zihinsel çöküntülüktür.
İnsanlar bu duyarsızlığı aşmalıdır. Ve bu ilgisizlik, duyarsızlık insana ait olmayan bir durumdur. İnsanlar okudukça, yazdıkça, tartıştıkça ve de paylaştıkça güzelleşmektedirler. Ve güzellikler böyle ortaya çıkmaktadır. Ancak böyle insan olmanın gereğini yerine getirmiş oluruz. Bireyin gelişimi ile toplumsal gelişim böylelikle sağlanmış olur. Duyarsızlıklarımızı, ilgisizliği ancak be ancak böyle aşabiliriz.
İnsancıllaşmak için hayatımızı anlamlandırmanın tek yolu duyarlı ve de yaşama karşı saygılı olmak bir erdem olayıdır başlı başına…
“ Evet, daha önce okuyup ta ve etkilendiğim; bir şiirde, şairin, çalışmasına konu ettiği gibi…”
“ARTIK KENDİSİ OLMALI İNSAN
Yaşadığı yerde mutlu olmalı insan,
Soluduğu hava sökmüyorsa ciğerlerini,
İçtiği sigara yakmıyorsa genzini,
Hele bir de insani değerleri
Tarumar ediliyorsa
Kök salıp bağlanmalı değerlerine
Doğduğu topraklara hasreti bitmeyecek
Yaylalarını, sularını unutamayacak belki
Bir şarkı duyduğunda memleket havalı
İçin için ağlayacağı zamanlar da olacak
Bir fidayda, mastika, horon ezgisinde oynayacak
Bir halay başında tey tey lerle coşacak
Sadece özlemlerle sınırlı kalacak bir yaşam,
Yerini alamayacaktır yaşanılan zamanın.
Bunun içindir ki;
İnsani değerleriyle olmalı insan
Balkonunda, bahçesinde çay içtiği dostları
Selamlaştığı komşuları olmalı,
Aynı binada yaşadığı insanları tanımalı,
Esnafı, sokaktaki çocukları selamlamalı;
Ne dil, , ne de ırkını sormalı dostunun
Ne dinlediği şarkıları yok saymalı,
Ne de konuşmasıyla dalga geçmeli
İnsan sevgisiyle, toprak sevgisiyle dolmalı
Yaşadığı yerde insanlığı hissetmeli
Yozluğa, çöküntüye karşı
Sapasağlam, kaya gibi sağlam durmalı insan…”
Etiketler: kurt tarihi, sevgi ve ask, siirler